18 Temmuz 2008 Cuma

Ömer Hayyam'dan




"bir çember çizilse merkezinde ben,etrafında sen..
ben döndükçe seni görsem sen döndükçe beni..
öyle bir an gelse ki;yarıçap sıfır olsa..."

Ömer Hayyam.

15 Temmuz 2008 Salı

Rengahenk Sevişler

Naftalinli battaniyeler gibi siniyor kokum üstüne,
Sızıyorum içinin içimden çıktığı yere.
Kırmızı, kıpkırmızı düşler gösteriyorum sana.
Karıncalar yok, karartılmış ekranlarda,
Sansürlenemiyor serin gecelerde aşk.
Sanki o sinemada eski bir film gibi,
ağza takılıp uçurumlara düşen bir şarkı gibi,
düştün aklıma şimdi,
cemrem düştü bedenine.
Sesim sesini örttü,
Bedenim sıcak, bedenin sıcak
Gecem senle ılıdı,
Sabahım senle ışıdı.
Portakal bahçeleri gibi kokuyor saçın,
Şimdi kırmızının yerini turuncun aldı,
Adem'in çaldığı elmalı cennette
Havva o gece tamamlandı.
İs kokulu kentler gibi siniyorum üstüne,
Cadde cadde, sokak sokak sevişiyorum,
damla damla terler akıyor kanallarından,
Bir pazaryerinde siyah bir kadının bedeninde,
Bir pazarlığın tam orta yerinde,
Bir tüccarın oldukça şişman elinde,
Gümüş halkalar tutuyorum,
Bağlıyorum beni sana,
Düşüyorum, tutmana gerek yok;
O kadar uzun değil portakal ağaçları,
hem ben hayali bir çocuğum,
bu şiirde kanamıyorum.
Bir tiryakinin tütün kokusundan uzak,
Karanfiller kokuyorum, siniyorum tenine;
Karargah tenin, kaçış uzun
Meydan meydan, ülke ülke savaşıyorum,
Tek tek teslim oluyorum sana
Bir savaşın tam orta yerinde
Turuncu bayraklar salladım,
Beyaz havlular attım.
Gökkuşağının bittiği yerdeki cüceyim,
Sen koktuğum sabahın akşama bakan köşesindeyim.

Memet

Bu öykü Sarissa Ortak Kitap -1-'de yayımlanmış bir öykümdür.

MEMET

Eskimiş terlikler duvara yaslanmış temizlikçi kadın tarafından ve terlikler bulunamıyor tek kişiye uygun iki kişilik hücremsi odanın içinde. Parmaklar soğuk ve pijama da kalın geliyor Ege’nin öptüğü şehrin gecelerine. Oysa düşleri başka insanları’na uygun bir akşam değil bu. Düşlerin de kusurları var ve her hayal uğruna yaşanacak bir şey vermiyor insana. Aklından bunlar geçti. Şarabı bırakıp düşe başladı o an Memet.
Şarabı yeni bitmiş, dolduranı yok ki! Hava nemli ve ağır. Koğuşlarına yalnızlık çökmüş yatakhanenin ve arkadaşlar zevk-i sefa’da malum mekanlarda.
Memet de isterdi kırmızı bisiklete binen bu ince belli pembe dudaklı kızın romanını her okuyuşunda aynı tadı almayı. Olmuyor,olamıyor. Kitapları var Mehmet’in boy boy. Bu gece gazeteler almış, gazetelere bağlı olarak Memet’in başını bir keder almış ve buna rağmen merakla gazetelere bağlı Memet. Nüfusunda Mehmet yazar;ama inadına sesleniliş biçimi Memet ve çok uyuz olur buna. Romantik ve kaleminden güzellik damlayan bir Can’ın yazısını okuyor. Aziz Dede’nin emanetlerine manevi torunlarına sırf dedelerini sevmedikleri için tacizci damgası vuranları okuyor, aydınını yakan aptal halka kızıyor haklı biçimde. Ceset gibi soğuk kendine dokunduğunda Memet. Tanımadığı bir şehirde onca mezarlık var yerini bilmediği ve her gece o mezarlıklardan daha soğuk bir yerde uyuyor. Gün onu çok yormuş gözlerini kaşıyor. Musalla taşına değmeden, kilise çanını duymadan uyanası var ve hoca da çok damardan okuyor ezanı. Bilmediği mezarlıklara yanaştı ve düşünde toprağa gömdü kendini. Elinde bir şeyi yoktu. Bir çakmak belki, kendini,aşktan ölmüş kendini, çıyan ve yılanlardan yalan da olsa koruyacak. Hiçbir şey rastlantı değildi ve bir Musevi ne kadar kindarsa Hitler’e ki bıyıklarının şekli bile kin duygusu oluşturur insanda, öyle karşıydı sahilde yalnız içilmiş bir öküzgözüne. Bok gibi hissediyordu Memet. Çünkü okulu tüketmeyi geçmişti çoktan, sabaha pandik atan geceyi tüketmenin yollarını arıyordu. Bildiği şeyleri ona öğretip öğrettim sananlara gülüyordu ve onların bunları kendi başarısı sanmalarına yalancı gülümsemelerle cevap veriyordu. Emindi ki başarılı olması, Memet’in yaşadıkları umurlarında değildi ve olmayacaktı, yirmi birinci yüzyılda insanın değeri fabrikadaki sakız kadardı ki sakızı almak parayla ; oysa can almak bedavaydı. Kaç Memet kıçı üşümüştü o sıralarda ve yapmacık seslerle kaç osuruk gizlenmişti kim bilir?
Sahile indi. Bir banka oturdu ve çay aldı bisikletli seyyar çaycıdan. Kumrucuyu bir kenara çekip aldıktan sonra kumrusunu en akşam akşam soğumuş tarafından bir güzel karnını doyurdu. Yalnız bir boka benzemeyecek diyordu yanındaki sarhoş sigara için ve sarhoşun sigara teklifini reddetti, sigara içmezdi, kendini öldürmek için daha güzel yolları vardı.Bir sabah ya da akşam vakti bile olmayan o götü boklu akşam saatinde kimseyi görmeyecek ya da görmek istemeyecek kadar yalnız. Tanrı biliyor razıydı burayı bırakıp gitmeye. Memnun değildi dört duvarından ve hayat damarlarının tıkanıklığından bu şehrin. Ruhun odalarında gezinip durdu. Hatıra defterleri, eski sevgililer ve sevgililerden kalma kokular bulup, yanında olmayan esmer, kumral ve sarışın kadınlara dokundu. O gün Memet kendini unutsa bulacak kimsesi yoktu serin ve bir o kadar da kirli sularda.
Kendini unutamayacak kadar çok seviyordu Memet. Elleri ve eldivenciyle arası soğuk Memet’in. İzmir’in yüze tokat gibi çarpan rüzgarlı eziyetli sokaklarında kimseyle sorunu yoktu.. Savaşı kendisiyle ve geçmişiyle. Unutamadığı kadınları oldu ve unuttuğu kadınlar ve henüz on yedi ya da on sekiz belki de on dokuza sıra bekliyor Memet. Genel ev gibi bir şey olmuştu o gece ve müşterisinin yüzüne bakmayan bir kevaşe gibi hissediyordu.
Esmer ve kara bakan bir çocuk Memet. Lakabı derli, belki de derdi kendine dert edinişindendir adı, durumu bir muamma. Bıyıklar terleyeli az olmuş ve inadına koca koca kadınlara aşık olmuş Memet. Birincisi Gülendam. Dul bir kadın. Mahallelerine geldiğinde Mehmet on beş Gülendam yirmileri tüketir ve çok işveli bir hatun. Bir bakışla tavlandı Memet kadın görmemiş ve kadına değmemiş bedeninin ani aldatmasıyla. Diliyle dudaklarını ıslatıyor ve ıslak düşler gördürüyor memet’e kadın Memet durur mu yaş on beş, Memet fişek, laf atıyor Memet. Salih Aga çakıyor tokatı Mehmet’e. Karı benim lan, diyor. Bitiyor Mehmet’in ilk aşkı ve başlıyor orda küfre sığınıp ağlayarak acıya meyilli bol aşklı hayat.

Sarphan Uzunoğlu

Melodi

Bu ne güzel bir melodi;
İlk kez mi dans ediyoruz sence?
Elini ilk tutuşum mu bu?
İlk kez mi buluştu gözlerimiz?

Ah sevgili ….
Bu gün de mi bu çiçekler,
Bu sözcükler
Tutamıyor yerini?

izler ve aydınlık

ben şimdi denize aşık sözde emekli bir balıkçının izindeyim,
griye çalan dumanlı hallere gebe içim.
bir balıkçı türküsü'nün nakaratında gizliyim
durmadan aynı türküyü söylerim.
bilmediğim dillerde ağıtlar yakarım rüzgara,
o esen rüzgarla gitmek isteğim.
açık gökyüzünde özgür günlere düşer gönlüm.
ben şimdi bir dervişin son durağındaki aşkı şemalindeyim.
ellerimi açıp ettiğim dualardadır özüm,
kendimi bulduğum kendimden geçişlerimde aydınlanır yüzüm.
gökyüzünden kubbeler yapar ve tapınırım sonsuz olanlara.
ben ki gitmeyi öğrenememiş bir geminin izindeyim.
kocaman kütlemden büyük çaresizliğim.
ellerinden oyuncağı alınmış çocuk gibiyim.
beyaz şeritlerle bölünmüş yollar çaresizliğindeyim
yoktan yaratılanla örülmüş yalnızlığım.
ben sadece kendimi üzüşlere gebeyim,
ellerimi açtım çaresizlikler içindeyim.
dualara sığındım, yokluk halinde
varlığından bihaberliğimi sorgular günlerim

iki..

İki…

Bir olmanın erdeminden uzakta bir yerdeyim şimdi. İkiyim ben. Bir rakam olmayı dilerdim yalnızca ya da anlamsız bir heceler toplamı. Olamadım. Ne yazık ki demiyorum ; ama zor olanı seçtiğim için iki olmanın çok daha ötesinde bir yarın bir ondan sonraki gün olabilmişliğim var benim.

Betonlar döküp yaptıkları köprülerden çok daha sağlamım mesela. Şatolar ya da surlar da duramaz benim önümde. Biliyorum ki ömrüm çok kısa olacak ve biliyorum ki kelebek kadar bile önemsemeyecekler. Biliyorum ki adım yazılmayacak fotoğrafların arkasına ve belki de olmam gereken yerde de olmayacağım ben iki olduğumda. Beton köprülerden daha sağlam bir şeylerle bağladığım kesin bir şeyleri ve bunla gurur duyuyorum en azından Kırmızı pelerinli bir asil kadar gururluyum en az ya da özgür olmak adına ölmüş o insanlardan biri kadar haklı ve hak ettiği biçimde asil. Üstümüze atılan bombalardan çok uzakta bırakılmış , sorumluluklardan , insanlardan bir yere kaçırılmış. Karanlığı sadece deli gibi öpüşmek için fırsat bulanların ikisiyim ben. Bir gün üç olacağımı bile bile ikiyim ve ikiliğimden gurur duyuyorum bu saatlerde.

Ben ikiyim ve bu benim doğum günüm. Birken çok küçüktüm ve konuşamadım senle anne. Şimdi bile bu satırlar babamın parmaklarının ucundan ulaşırken yemyeşil – babam söyledi – gözlerine dünyanın en güzel ikisiyim ben bu gece…

Dünyanın en güzel sevgilisine ikinci bir hediyeyim...

Babadan not:

Seni seviyorum…

hiç?

Bir hiç uğrunda gidip gelirken,
Bir dilek tutmuş,geriye sayarken..
Bir yalan duyup da,gerçek değil derken.
Sen hiç üşüdün mü hayat seni soyarken?

Bir el ucunda sihirli parmaklar.
Hiç büyü yaptın mı?
Bir dünya görüp de,senin yaptın mı?
Sen hiç inanıp da,pişman oldun mu?
Sen hiç korktun mu hayat seni yakarken?

Ellerinin arasından kayıp gitti mi?
Yanıbaşında kokusunu özledin mi?
Ellerin dondu mu o dokunmadığında?
Sen hiç sevdin mi hayal kuracak kadar?