I BİR AYRILIĞIN ARDINDAN
“Hiç uzatmayacağım.” dedi. Nasıl yani dedim içimden. Neyi uzatmayacaksın. Bir Pazar sabahı bu duman altı olmaya müsait;ama çok güzel müzik çalan cafede neyi uzatmayacaksın? Böyle aniden söylenen cümleler içime bir kurt düşürmüştür hep. Ne yazık ki hep de haklı çıkarım bu endişelerimde. Şu ana kadar tanıdığım bütün kızlar beni bir kere terk etti. Yanımda olanlar bile. O yüz ifadesini tanıyordum ve bir anda yüzünde belirdi. “Yapamıyorum.” dedi. Neyi yapamıyorsun diyecek oldum ama bunu ahmakça buldum. Besbelliydi çekip gitmek istiyordu.
Gitmek insanoğlu için çok çekici bir günah gibidir. Karşı tarafa hissettireceği acı hiçbir zaman giden tarafından bilinmez ama terk ediliş her bedenin kaderinde olduğu için az da olsa insan karşısındakinin duygularını tahmin edebilir. O,günahını işlemeye başlamıştı. Tam da o sırada aklıma bir şarkı geldi bu ayrılıklar konusunda… Gideceğini açıkça hiç söylememişti kimse bana. Muhtemelen O da söylemeyecekti. Çeşitli nedenlerden bahsedip ve bir süre ayrı olmamız gerektiğini söyleyecek birkaç gün sonra ise başkasının kollarında görmezden gelecekti beni… Tırnaklarımı masa örtüsüne geçirdiğimi fark ettim. Canım yansın istiyordum. Can yakmak istiyordum. Biri bir bedel ödemeliydi.Bunun ben olmam kesin gibiydi. Çok kez canım yanmıştı. Tamam dedim… Anladım seni. Konuşmaya daha başlamamıştı. Öylece bakakaldı. Masadan kalktım. “Görüşürüz” dedim. Beklemediği bir hamleydi. Kendi savaşımızın generalleri olarak savaşıyorduk ve ben yenilmekten bıktığım için savaşa girmedim. Hesabı ödemesinin O’na iyi bir ders olacağını düşündüm. Sonradan çocukça gelecek olsa da iyi bir hamleydi. Hızla çıktım. “Daha iyi olmaz mıydı?” diyordu şarkı. Şebnem Ferah bir ayrılığı anlatıyordu. Şebnem Ferah’ı eskiden çok severdim. Bunun çok değişik nedenleri vardı. Belki de bana birini hatırlatıyordu,kim bilir? Şimdi ise sırf hatırladıklarımdan dolayı acıtıyordu bu kadının şarkıları.Altıparmak’taydım. Yürüyordum. Öylece yürüyordum.Bir dolmuşa bindim. Herhangi bir semte gitmek ister gibi değildim. Setbaşı Köprüsü’nde indim. Bir keresinde burayı gören bir yerde kahve içerken intihar girişimini izlediğim adam geldi aklıma. Ne kadar ucuz bir hareketti ölümü seçmek o an gördüğümde. Sonra hayranı olduğum müzisyenlere baktım – Yavuz Çetin,Kurt Cobain- ve hepsinin intihar ettiğini anımsadım. Belki de haklı yanları vardır dedim. Yürümeye başladım. Mahfel’e hiç girmedim bugüne dek. Kapısından içeri baktım. TV’de izlediğim yere pek benzemiyordu;ama orasıydı. Sonra yavaş yavaş yürüdüm.
Bir kız çocuğu dileniyordu. Benim bile olmayan paramla O’nu sevindirdim. Kendi kendime bir sokakta yapayalnız,gerçekten yalnız,sevdiğimi düşündüğüm tek insanı o masada bırakarak yürümeye başladım.Setbaşı sokaklarını o gün çok sevdim.Daracıktı ve hepsi aynı yere gidiyordu sanki. Belki de bu bir mesajdı. Nereden gidersen git dostum,her yol sona giden bir duraktır aslında,ebedi yalnızlığına. Ben şimdi ebedi yalnızlığıma hazırlanıyorum. Aslında o gün geldiğinde daha mutlu olacağım. Çünkü inanıyorum. Tanrı beni buradayken yalnız bırakmadı,yanına alırsa hiç bırakmayacaktır…
Sarphan Uzunoğlu Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder