15 Temmuz 2008 Salı

Hayatı Asmak Adına

Hayatı Asmak Adına…

Okul sabahlarının o en karanlık,en erken,en soğuk saatlerinden birinde bir sokak lambası altında O'nu bekliyordum. Bir Perşembe sabahıydı.. Arabadan inişini duydum.Dolmuşçuya zoraki gülümsedikten sonra bana doğru gelmeye başladı. Soğuktan pembeleşmiş yanakların,hala rengini tanımlamakta güçlük çektiğim gözleri vardı. Her zamanki gibi geç kalmış ve beni bekletmişti.. Sanırım bu bekleyişlerim için çok borçlu bana. O tırnaklarımı yiyerek o günkü derslerin konularını ezberlemeye çalışarak geçirdiğim dakikalar hayatımın en kayıp dakikalarıydı çünkü.
Ellerimi tuttu "Üşümüşsün… Bekleme diyorum yine de diretiyorsun" dedi. Bu sefer başka dedim. Ellerimi tutması hoşuma gitmişti. Gözlerinin rengi her an değişebilirmiş gibiydi. Heyecanla bana baktı. Ne yapacağımızı sezmiş olmalıydı. Bugün sorumluluklarımızın kelepçesini kırıyoruz dedim. Hınzır bir gülümsemeyle baktı bana. Tamam dedi..Nereye gideceğimizi sormadı. Henüz bir iki haftadır beraberdik resmi olarak - resmiyet.. tarafların ikisinin de birbirinden bir parça olmayı kabullenmesi diyelim!..- Ellerinden tuttum. Okulun en ücra yollarından birinden - çünkü bizimki gibi bir okuldaysanız ve dedikoducu arkadaş ve öğretmenleriniz varsa hayat bir çift için zor olabilir- yürüdük. Bu yolda yıllar önce ilk kez bambaşka bir kızın elini tutmuştum. Beraber el ele yürüdüğüm ilk kızdı. Son oldu dersem de yalan olmaz o güne dek… Şimdi elimde O'nun senelerce hayalini kurduğum bembeyaz parmakları dans ediyordu. Onla ilgili her şey bir şarkının en can alıcı notası gibiydi. Bir an durdum… Sen dedim Marilyn. - Kim bu Marilyn MANSON mu yoksa demişti ilk gördüğünde bu lakabı.,oysa Marilyn Monroe'dan başkası değildi. O sıralar sonradan kendisinin de söylediği gibi kendisini çirkin ördek yavrusu sanıyordu- bir çok şeyi değiştiren,her şeyi en başa alan sensin. Kendimi kutudan yeni çıkmış bir hediye gibi hissediyorum. Beni heyecanla incelediğini görüyorum. "Yıllardır yanıbaşında duran ve benim içinde lanetlenmiş olarak durduğum o kutudan beni çıkarman seni de çok şaşırtmadı mı?. Şimdi sen benim hayatımdan bir parçasın ve ben de seni hayatının bir parçasıyım. İkimiz biz bu kadar sen ve benlikten uzaklaşıp tek kişi olmuşken,gitme olur mu?" Bana baktı… Bu bakışını tanımamıştım. Sanki bir yabancıya bakıyordum,daha sonra hep görmek istediğiniz,hayatınızın geri kalan kısmında yanında olmasını isteyeceğiniz bir yabancıya. Sonra göz kapakları büyüdü. İlk kez bana bu kadar yakındı. Kalbim duracak gibi atıyordu Oysa birbirimize öyle çok da yakında değildik. Yalnızca Yüzündeki bazı ayrıntıları daha yakından görüyordum.Yalnızca dans eden iki yabancı kadar yakındı bedenlerimiz. İlk kez o gün onun karşısında kendimi birine tam anlamıyla ait hissettim. Kollarını boynuma doladı. Yıllar önce biriyle dans etmiştim. Sanki müzik çalacak ve dans başlayacaktı. Bana sarıldı. Güzel kokuyordu. Saçları yanaklarıma deyiyordu. Gıdık almaya başlamıştım. Etrafta kimse yoktu. O gülümsüyordu. Yanaklarının kasılmasından anlamıştım.Yüzünü görüyor değildim.Sanki o an gülümsenmeliydi.Biraz kendimden uzağa aldım onu ve yanağından öptüm bir kere. "Bundan daha güzel bir cevap olamazdı." Dedim. Cevap vermediğine dair bir şeyler anlattı şakasına.Nasıl olsa başka şehirlerde üniversiteye gideceğimizden onu unutacağımdan bahsetti.. Böyle anlarda - dalgaların en yüksek seviyeye çıktığı,vücudumun yandığı kulaklarımın kızardığı- hep bir şeyler yapmayı bulurdu.
Şimdi her sarılan çifti gördüğümde bu olmamış;ama olması temenni edilen Perşembe sabahının en güzel anı geliyor aklıma. Aslında Marilyn hiç benim sevgilim olmadı. Belki de Marilyn kimse değildir öyle değil mi? Kendi kendime yarattığım bir kahramandan başka…. Eğer bir Marilyn varsa da… Bir gün karşıma geçip gülümseyecektir bana. Çünkü beklemek canımı sıkmaya başladı,yalnızlık da öyle…

Hiç yorum yok: