15 Temmuz 2008 Salı

Gecenin Anısı

Çok acı veriyordu.. O’nun gitmiş olması dayanılır gibi değil! Yani giderken herhangi bir not bırakmadı. İsteyerek gittiğini söylüyorlar! İnanmadım. Şimdi bu odada beyaz önlüklüler etrafımda dolanırken ve benim hakkında yorumlar yapıyorken… Hayır gitmiş olamaz diyeceğim ucu derimi morartan kılıçlarıyla üstüme gelecekler zehirlerini salacaklar içime sonra uyuyacağım. Uyandığımda yine aynı sahne.. Aylardan hangisi günlerden ne bilmiyorum.. Bir kadına ilk dokunduğum mevsim! Buna eminim… Ama kadın yok.. Kadın gitmiş.. Diğer yatakta olduğunu hatırlıyorum!.. Oradan bana bakıyordu sanki.. Şimdi ise bir sürü yüz var etrafımda.. Kapıda biri var,adını unuttuğum şehirden gelmiş. Sanki onu dinliyormuşum gibi konuşmaya başlıyor. Ormanların arasından geçen trenden,kısalan yollardan,kazalardan,geçmişten söz ediyor.O’nun adını söylüyor… Dı’lı di’li cümleler kuruyor.Bir an yataktan kalkmaya çalışıyorum. “Ne oldu?“diyor….

Uyandığımda son yaptığım şeyin “Ölmedi O!” diyerek o eskilerden gelen dosta sıkı bir yumruk atmak olduğunu öğreniyorum. Doktorum espri yapmak istercesine “Böylece iyileştiğinizi öğrenmiş olduk” diyor. Yalandan gülümsüyorum. İyileştiğinize beni inandırdınız istediğiniz zaman taburcu olabilirsiniz,diyor… Başımda komşumuz ve ev sahibimiz –komşum ev sahibim sadece benim çünkü o yok.. öldüğünü söylüyorlar - Zehra Hanım var. İyisin değil mi, diyor. Ellerinden tutuyor. Bak evladım. O gitti. Artık buna inanmalısın. Buna ben bile yeni inanmışken senin inanman vakit alacak biliyorum… Başarmalısın…. Kadının sözleri kafama kazınıyordu. Evet o gitmişti.. Yani ebediyete uçmuştu. Doğalgazı açık bırakarak gitmişti.. Ben o gece benim olduğu yatakta yapayalnızken,ben dağınık odanın çamaşırların arasında yarıçıplak yatarken o gitmişti.. Belki en yüksekte bırakmak istemişti hayatı. Hazır bu kadar yüksekteyken gitmek… Tam ona yakışanı yapmıştı. Babasının yanındaydı artık,ya da annesinin… Beni de düşünmüş müydü giderken? Yoksa hep benim yaptığımı yapıp sadece kendini mi düşünmüştü? “Kendini mi öldürmüş?” diyorum hep!... Olamaz.. Yani en mutluyken. Biz artık ben gittikten ve döndükten daha doğrusu Tanrı bizi buluşturduktan sonra gidemez!..

Birkaç saat sonra hastaneden çıktım. Altımda koyu bir kot pantolon vardı. Üstümde onun bana aldığı siyah üstünde giving up is the best for losers yazıyordu. Her şey planlımıydı? Yoksa ben mi paranoyalarımın esiriydim. Eve gitmemeye karar verdim bir süre.. Başka bir yere taşınmayacaktım;ama bir süre uzaklaşmalıydım. Kalacak dostlarım vardı. Lise yıllarından,hukuk fakültesinden,bar gecelerinden birinin evinde kalabilirdim. Belki geçmişe dönerdim. Bir cenaze yoktu… Ben… Ben çıkamadan koymuşlardı O’nu toprağa. Zehra Hanım sormuştu: Gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim!.. Hem nereye gideceğim ki? Ölen kim?... Ben sadece… Bir kişinin mezarına gittim. Rahmetli babaannem o da.. Hala çok küçüklüğümden kalan anılar bile acıtırken ve sürekli O’nu taşırken bana… Şimdi Nehir… O’nun gidişi… Biliyorum kaldıramazdım! İçinden tramvay geçen caddede yürüdüm. “Bir çok sevgili kaybettim demişti” barda bir adam.. “Birini kaybettiğinde diğerine sahip olabileceğin nadir şeylerdendir kadınlar.” Bir kadın mı kaybetmiştim? Biliyorum fazlasıydı.. Çok daha fazlası..

Hiç yorum yok: